Türk Nazi Partisi
Tek Irk - Tek Lider - Tek Ordu - www.turknazipartisi.com
Medeniyeti yüksek ırka sahip olanlar kurabilir.

Asalak Kürtlere yönelik yapılması gerekenler

TÜRK VARLIĞINA VE KÜLTÜRÜNE YÖNELİK TEHLİKE - KÜRTLER VE YAPILMASI GEREKENLER

Bugün Türk ulusunu bekleyen en büyük tehlike hızla artan Kürt nüfusudur. Kürtler 5-6 olan çocuk ortalamalarıyla refah seviyemizi düşürdükleri gibi ulusal varlığımızı da tehlikeye atıyorlar.

Batı illerine gelen 5-6 hatta 7 çocuk ortalamasına sahip Kürtler hızla kolonileşiyor. Kapkaç, hırsızlık, kadınlara sarkıntılık, cinsel taciz, tecavüz suçları yaygınlaşıyor. Kavga çıkartıp kavgalara gruplar halinde giriyorlar. En ufak bir tartışmada Türklere karşı birbirlerini tutuyorlar. İşlerimizi elimizden alıyorlar. Adana' dan Antalya' ya kadar olan şehirlerimiz şimdiden elden çıktı ve Güney Doğu şehirlerini andırıyor. Bu duruma son vermek için bir şeyler yapmak şart.

Batıya gelen Kürtleri geri göndermemiz şart. Türk varlığını korumak için ve Kürtleri G. Doğu' ya geri dönmeye zorlamak için yapılması gerekenler ise belli. Vatandaş olarak bizim yapmamız gerekenler:

1- Batıya gelen Kürtlere iş ve ev vermemek,
2- Kürt esnaftan alışveriş etmemek,
3- Kürtler ile evlenmemek,
4- Televizyonda Kürtleri ve Doğuluları temel alan hikayeler üzerine kurulu dizi veya filimler yayınlamamak,
5- Kürt kültür ürünlerini kullanmamak ve Kürt müziği dinlememek.

Devlet ise Kürtlere zorunlu doğum kontrolü uygulayabilir ve tersine zorunlu göç politikası oluşturabilir.

Kürtler asalaktır.

Kürtler tam bir asalaktır. Hep de böyle kalacaktır.
Kürtler nereye yerleşirse, oradaki verimliliğin uzun ya da kısa sürede yok olup gittiğini görürsünüz.

Fuhuşu önlemenin tek şartı yüce führerimiz açıklamıştır


FUHUŞU ÖNLEMENİN TEK ŞARTI; ERKEKLERİN ERKEN EVLENMESİ

Fuhuş insanlığa karşı bir hakaret-tir. Fuhşu, ahlak konfe-ransları ve hukuki iyi niyet gösterileri ile önlemeye olanak yoktur. Fuhuşun önlenmesi ve tamamen ortadan kaldırılması daha önce bazı şartların ortadan kaldırılması daha önce bazı şartların ortadan yok edilmesi ve bazı yeni şartların da yaratılması ile mümkündür. Dediğim gibi bu şartların birincisi, insan doğasının ve özellikle her erkeğin ihtiyacını karşılaması için erken evlenme olanağının sağlanmasıdır. Bu konuda kadın ise ancak basit bir rol oynamaktadır.
Fuhuş insanlığa karşı bir hakarettir. Fuhşu, ahlak konferansları ve hukuki iyi niyet gösterileri ile önlemeye olanak yoktur. Fuhuşun önlenmesi ve tamamen ortadan kaldırılması daha önce bazı şartların ortadan kaldırılması daha önce bazı şartların ortadan yok edilmesi ve bazı yeni şartların da yaratılması ile mümkündür. Dediğim gibi bu şartların birincisi, insan doğasının ve özellikle her erkeğin ihtiyacını karşılaması için erken evlenme olanağının sağlanmasıdır. Bu konuda kadın ise ancak basit bir rol oynamaktadır.

İnsanların ne kadar saçma konuştuklarının ve içlerinden ne kadarının akılsız olduğunun en güzel örneği, sostyeteye mensup annelerin, kızları için “görüp geçirmiş” bir damat bulunursa çok memnun olacaklarına dair söyledikleri sözlerdir. Bu tip görüp geçirmiş olgun erkekler ise az değildir. İşte böyle bir damatla yapılan evlilikten doğan çocuk da, bu akla ve düşünceye uygun bir yaratık olacaktır. Bu davranıştan dolayı ileride çocuklarımızdan ve torunlarımızdan bizim omuzlarımıza ne kadar lanetler yükleneceği düşünülemiyor mu? İşte uygarlık kuran ırklar böyle çökerler ve yavaş, yavaş ortadan silinirler.

Aslında evlilik bir gaye olarak düşünülemez. Evlenme daha büyük bir gayeye, ırkın çoğalması ve devamını hedef  alanbir amaca hizmet etmelidir. Evlenmenin tek anlamı ve görevi budur.
Bu böyle kabul edildikten sonra, erken evlenmenin uygun olup olmayacağı, amaca hizmeti yerine getirmesi ile değerlendirilebilir. Erken evlilik, genç aileye, kusursuz ve sağlam nesil yetiştirmesine olanak sağlayacağı için çok uygundur. Ama şurası unutulmamalıdır, erken evlenme, önceden toplumsal tedbirler alınmadan yapılmamalıdır. Tedbir alınmadan yapılan erken evlilik yarar değil zarar bile getirir.
Bu küçük nokta, toplumsal yönden çok önemlidir. Kesin tedbirlere baş vurularak çözüm getirir. Sosyal olduğu söylenen Alman Cumhuriyeti, konut sorununu çözmeyi başaramaz ve sadece bu yüzden evlenmeleri kısıtlarsa, fuhşu teşvik etmiş sayılır. Ailenin korunması ve beslenmesi, ücretlerin dağıtılış şekli gibi sorunlar çoğu zaman evlenmeye engel oluşturur.
Özetlemek gerekirse, fuhuşla mücadele edebilmek için evlenmelerin küçük bir yaşta yapılmasının yaygınlaştırılması gerekir. Bu da ancak toplumsal şartlarda, önemli değişiklikler yapılmasıyla sağlanabilir. Bu arada, terbiyede öğrenim ile fiziksel gelişme arasında da bir uzlaşma sağlanmalıdır. Bugün lise denilen okul, eski modeline meydan okuyan bir kurumdur. Bizim öğretim sistemimizde sağlam kafanın, ancak sağlıklı bir vücutta kalabileceği tamamen unutulmuştur. Bazı istisnalar dikkate alınmazsa bu kuralın doğruluğu halk toplulukları incelendiği zaman kolayca görülür.

Savaştan önceki Almanya’da bu gerçeğe gerekli önem verilmedi. Bütün günahlar eğitimdeki sakatlığa yüklendi ama önlem alınması düşünülmedi. Kafaları tek yönlü olarak aydınlatmakla milletin bütünlüğü garanti altına alınmış sanılıyordu. Bu hatanın sebep olduğu yıkıntı sanıldığından çok önce çekildi. Komünizmin kendine uygulama alanı olarak, açlıktan veya uzun süre az gıda almaktan dolayı çökmüş bir halk topluluğunu seçmesi bir rastlantı değildir. Komünizm için elverişli olan çevreler Almanya’nın merkezinde, Saksonya’da ve Ruhr yöresinde idi. Bütün bu yerlerde Yahudi piçlerinin yaydığı bu hastalığa karşı, akıl denilen şeyin hemen hiçbir ciddi karşı koymasına rastlanmıyordu. Bunun da tek sebebi insan zekasının kötülük ve ahlaksızlığa yenik düşmüş olması idi. Bu manzara ise, sıkıntı ve güçlüklerden çok, öğretim sistemimizden ileri geliyordu. Düşünce yerine, yumruğun kesin sonucu belirlediği bir sırada, eğitim ve gelişmenin yok edilmesi, yüksek düzeydeki toplum kesimlerini gelişme yeteneklerinden yoksun bıraktı. Zaten kişisel korkaklığın ilk sebebi de çok zaman vücuttaki eksikliklerden ileri gelir.

Adolf HİTLER

Ümidim Gençliktedir.



ATATÜRK ve GENÇLİK

Gençler,
Cesaretimizi güçlendiren ve sürdüren sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve kültür ile, insanlık değerinin, vatan sevgisinin en değerli örneği olacaksınız.
Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz.

Türk genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek: "Demek adliyeyi de islah etmek, rejime göre düzenlemek lazım!" Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa'ya, Meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "Ben inan ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir!" İste benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!

Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın (kültürün) müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik (uygulama) mevkiine konduğu vakit Türk milleti yükselecektir.

Gençlerin her şeyden önce millete güven vermeleri gereklidir.

Bir gün ulusu sizin gibi beni anlamış gençliğe bırakacağımdan çok memnun ve mesudum.
Her kafanın anlamaktan aciz olduğu yüksek bir varlıktır gençlik

Rica ile, merhamet dilenmekle bir millet ve devletin şeref ve istiklâli kurtarılmaz. Türk milleti, gelecek nesiller için bunu unutmamalıdır.
Gençlerimiz ve aydınlarımız ne için yürüdüklerini ve ne yapacaklarını öncelikle kendi düşüncelerinde iyice kararlaştırılmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilir bir hâle getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır. Ben çok ümitliyim ki, gençlerimiz bunu yapacak derecede yetişkindir. Biliyorum ki ihtiyarlarımız gibi gençlerimizin de tecrübeleri vardır. Zira milletimizin yakın senelere ait gördüğü acı dersler, yakın yılların en yoğun olaylar ile dolu oluşu, devrimizin gençlerini eski devirlerin ihtiyarları kadar ve belik onlardan fazla olayın şahidi, dolaysıyla gençliğimizi ihtiyarlar kadar tecrübe sahibi yaptı. Herhangi bir gencimiz yaşadığı devrin belki üç katı oranında olaya şahit olduğu için her gencimiz üç misli yaş sahibi sayılabilir, onları da ihtiyarlar gibi tecrübeli kabul edebiliriz. Gençliğimizin sahip oldukları bu tecrübelerden istifade ederek çalışkan, memlekete faydalı ve büyük imanla donatılmış olarak vazifelerini hakkıyla yerine getireceklerine eminim.
Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletimin hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.
Arkadaşlar, Gençliğe bakın, Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin.
Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum.
Vatanın bütün ümidi ve geleceği size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır.
Biz her şeyi gençliğe bırakacağız... Geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir.
Gelecek için hazırlanan vatan evlâtlarına, hiçbir güçlük karşısında yılmayarak tam bir sabır ve metanetle çalışmalarını ve öğrenim gören çocuklarımızın ana ve babalarına da yavrularının öğreniminin tamamlanması için hiçbir fedakârlıktan çekinmemelerini tavsiye ederim.
Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ( Türkiye Cumhuriyeti Devleti ) ona bırakacağım ve gözüm arkamda olmayacak.
Sizin gibi gençlere malik bulundukça, bu vatan ve milletin, şimdiye kadar elde etmeği başardığı zaferlerin üstüne çok daha büyük zaferler koyabileceğine şüphe etmiyorum.
Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk'ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! .. Bu belli. Fakat zekânı unut! .. Daima çalışkan ol...

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Osman PAMUKOĞLU


"Bir insanın başına gelebilecek en kötü iki şey cahil bırakılmak ve aptal yaradılışlı olmaktır. Bunların ikisi de bir araya gelmişse bırak ipini gitsin."

Osman PAMUKOĞLU
Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı

Kenan Evrenin Torunlarıyız.





Kürtler Çanakkale ve kurtuluş savaşına katıldı mı ?










Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'na
Kürtler Katıldı mı?

Atatürk şehitlere ihanet etmiş!

DTP’li Muş milletvekili Sırrı Sakık Çanakkale Şehitlikleri’ni gezmiş ve şu açıklamalarda bulunmuş:

“Bu ülkede burada yatan şehitlerin ruhuna uygun bir cumhuriyet oluşturmak istiyoruz. Eminim ki, onların ruhu bizi izliyor. Burada şehit düşen Muşlusu, Şırnaklısı, Vanlısı, Gazianteplisi, İstanbullusu, Trabzonlusu hepsinin ruhu bizi izliyor. Hepsi diyor ki, bizim ruhumuzun şad olması için barışı ve kardeşliği savunun. Hepimize görevler düşüyor, Kürdüyle, Türk’üyle. Demokrasiden yana olan herkesin ortak bir vatan için ortak sorunluluklar düşüyor.”

Ne kadar güzel diyebilirsiniz içinizden, işte adam kalkmış Çanakkale Şehitlikleri’ne kadar gitmiş, orada şehitlerimiz için dua etmiş.

Ama olay elbette öyle değil. DTP’nin Çanakkale’de il kongresi varmış, Sırrı Sakık da kongre için gitmiş Çanakkale’ye, şehitlerimiz için değil!

Ama Çanakkale’ye kadar gitmişken şehitliklere de uğramış ve şehitler üzerinden bölücülük yapmaya kalkmış. Sözde Kürtler Çanakkale’de savaşmışlar.

Sözlerinin devamında ise Atatürk’e saldırmış ve Atatürk’ün Kürtlere ihanet ettiğini buyurmuş. Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda Kürtler Türklerin yanında savaşmış ama Atatürk onların hakkını vermemiş. Yani klasik bölücü Kürtçü tezleri tekrarlamış Sırrı Sakık.

Ama Sırrı Sakık’ın bu bölücü tezlerini bugün Türkiye’de neredeyse herkes savunuyor. Kimisi hararetle, kimisi inanarak, kimisi inanmak isteyerek. En önemlisi de bu sonuncusu, Türkiye’nin büyük çoğunluğu buna inanmak istiyor. Ama büyük çoğunluk derken, kendisine Türk diyenlerin büyük çoğunluğunu kastediyoruz.

Ama tarih elbette bambaşka. Kimileri inanmak istemese de, kabullenmek istemese de, Kürtler ne Çanakkale Savaşı’nda ne de Kurtuluş Savaşı’nda vardı.

Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda Kürtler neredeydi?

Kürtler çok istiyorlarsa şunu diyebilirler; biz Kurtuluş Savaşı’nda ve Çanakkale’de fiili olarak bulunamadık, çünkü o dönemin koşulları uygun değildi ama o mücadeleyi can-ı gönülden destekledik ve destekliyoruz.

Ama iş fiili katılıma gelince, biz aynı cephede omuz omuza Türklerle birlikte savaştık demeye gelince; orada durmalılar. Çünkü bu savaşlara kimler katıldı, kimler katılmadı ortada.

Çanakkale Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nun resmi kaybı 48 bin asker.

Peki bu 48 bin şehidimizin nerelerden gelip Çanakkale’de öldüğü biliniyor mu? Elbette biliniyor. Her bir şehidin, ana-baba adından tutun köyüne kadar kim oldukları biliniyor.

Peki Çanakkale’de kimler şehit olmuş? 48 bin şehidin 992 tanesi Güneydoğu’dan katılmış. Yani %2’si. Ama bu rakam da bizi yanıltmasın, bu 992 kişinin 502’si de Antep’ten katılmış.

Mesela Sırrı Sakık’ın memleketi Muş’tan kaç kişi şehit olmuş?

7 kişi!

Diyarbakır’dan 49, Van’dan 36, Siirt’ten 40, Mardin’den 7 kişi.

Görüldüğü gibi rakamlar ortada: Kürtler pek Çanakkale’ye uğramamış!

Peki Kurtuluş Savaşı’nda durum farklı mı?

Orada da durum oran olarak aynı. Toplam 35 bin resmi şehidimiz var Kurtuluş Savaşı’nda. Bunların 685’i Güneydoğu doğumlu. Oran olarak yine %2!

Sırrı Sakık’ın memleketi Muş’tan katılım bu defa çok yüksek olmuş ki şehit sayısı 18!

Yani rakamlara baktığımızda görüyoruz ki Kürtler Kurtuluş Savaşı’nda da ortalıkta gözükmüyor...

Kürtlere kardeşlik soruları

Ama biz yine de geçmişi çok kurcalamaktan yana değiliz. Kürtler bu rakamları unutabilirler, biz de unutabiliriz, yeter ki günümüze gelelim ve anlaşalım.

O halde bir de şu sorulara cevap arayalım.

Mesela Sırrı Sakık ve diğer DTP’li milletvekillerine ya da onlarla aynı yolda yürüyenlere soralım.

Ailenizde kaç kişi Çanakkale Savaşı’nda, kaç kişi Kurtuluş Savaşı’nda şehit oldu?

Şehit olmasa bile ailenizde hiç bu savaşlara katılmış dedeleriniz var mı?

Onlar size Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı anılarını anlattılar mı?

Ve devam edelim sormaya...

Ailenizde kaç kişi şu ana kadar PKK için savaşırken öldü?

Hâlâ PKK’da savaşan akrabalarınız var mı?

Mesela Sırrı Sakık’ın yanıtlaması çok kolay olacaktır çünkü ağabeyi Şemdin Sakık PKK’nın Apo’dan sonraki ikinci adamıydı ve şu an hapiste!

Bu arada şunu da soralım kaç akrabanız PKK davasından içerde yatıyor?

Bu soruların cevapları yeterince aydınlatıcı olacaktır elbette.

Ama madem yine de biz bu ülke için savaştık diyorlar, onu da kabul edelim yalnız şunları onların ağzından duymak istiyoruz.

Evet bunları diyebilir misiniz:

Biz Kürtler, Çanakkale’de İngilizlere karşı Türklerin yanında savaştık.

Biz Kürtler, Kurtuluş Savaşı’nda Yunanlara karşı Türklerin yanında savaştık.

Biz Kürtler, Fransız işgali sırasında Antep’te, Maraş’ta, Urfa’da Fransızlara karşı Türklerin yanında savaştık.

Biz Kürtler, İngilizler işgal ettiği sırada Musul ve Kerkük’te İngilizlere karşı Türkleri destekledik.

Evet desinler görelim; biz Kürtler, İngilizlere, Fransızlara, Yunanlara karşı savaştık desinler!

Diyemezler, çünkü İngilizler, Fransızlar ve Yunanlar hemen arşivleri açar ve Kürtlerin kimin yanında olduğunu açıklarlar.

Kaldı ki madem siz bize karşı savaştınız o zaman size desteğimizi çekiyoruz derler.

Kolay mı...

İngilizlerin, Fransızların desteğini çektiğini bir düşünün, Kürtler ne yapar!..

Evet bu soruların cevabını alabilirsek o zaman biz de Türk-Kürt kardeşliğine inanabileceğiz.